Yakın zamanda bir arkadaşımı kaybettim. Hayır, ölmedi. Kayboldu. Tak, tak, puf!
O kadar konuşmak istediğim kişi o oldu ki, diyemedim birşey. Dinlediği şarkıları dinledim, belki hisseder dedim.
Yakın zamanda bir arkadaşımı kaybettim. Aslında o beni kaybetti. Hayır, ego değil. Bilemedin. Bazen zaten bilmemen de gerekir. İyi, hoş da niye kaybettim? Hataları ile benimsenmemeli miydi ki zaten?
Sonra barışırım.
Yakın zamanda babaannemi kaybettim. Bu sefer ben onu kaybettim. O da kayboldu. Alo, nasıls- alo, ne! Kokusu da gidecek diye ödüm kopuyor. Hislerim düğüm düğüm. Birini salarsam öteki de koşacak, gidecekler. Ben sahi, ben miyim babaanne? Orada mısın? İyi misin?
Yakın zamanda anneannemi kaybettim. Her gün göğsümde. Hadi bir yudum su, hadi, anneanne! Koku gitmez sanırım, babaanneme söylemem lazım. Korkmasın kokusunu unutmamdan. Anneanne, babaanneme iyi bak, e mi?
Yakın zamanda, buradan çok da uzak olmayan bir yerlerde sanırım aklımı kaybediyorum. Hiçkimse bulamıyor, kimse de zaten aramıyor. Bana lazım mı, onu da bilmiyorum.
Kokular hislere karışıyor. Hisler aklıma. Aklım kaşınıyor. Aklım karışıyor.
7 Mayıs 2017 Pazar
9 Mart 2017 Perşembe
Zor. Vedalara alışmışken insan, çekip gitmek daha kolay
sanırsın ya, zor halbuki. Çokça veda, çokça yara, çokça cümleler alaturka
yapıda. Donakalmışlar öyle, havada asılı belki. Söylendiği anda düşen, göğse saplanan, çıktı mı çıkacak mı bilinmeyen.
Umudun kapılarını kapadığın an gelen boşvermişlik hissi gibi, ağırdan geçiriyor hayat. Ama ah, bi' güzel geçiriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)